TBMM Genel Kurulu’nda, 2023 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi
görüşmelerinde konuşma yapan CHP Kayseri Milletvekili Aşkın Genç, Cumhurbaşkanlığı
Hükümet Sistemi ile bütçe süreçlerinin demokratik denetimden uzaklaştırıldığını belirtti.
Asgari ücretlinin gelirine oranla holding patronundan daha fazla vergi ödediğini ifade eden
Genç’in konuşması şu şekilde:
“Bugün burada yalnızca 2023 Yılı Kesin Hesap Kanunu Teklifi’ni görüşmek için toplanmış
değiliz. Bugün, aynı zamanda ülkemizin ekonomik kaynaklarının nasıl yönetildiğini, halkın alın
teriyle ödenen vergilerin nereye harcandığını ve kamu maliyesinin hangi politikalarla
şekillendirildiğini değerlendirmek durumundayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi, halkın bütçe
hakkını korumak ve kamu kaynaklarının etkin, adil ve şeffaf bir şekilde kullanıldığını
denetlemekle yükümlüdür. Ancak mevcut iktidar döneminde, bunun ciddi biçimde
zedelendiğine tanık olmaktayız. Gündemimizdeki Kesin Hesap Kanunu Teklifi, yalnızca geçmiş
yılın muhasebesi değil, aynı zamanda iktidarın halka ve demokrasiye bakış açısının bir
yansımasıdır. Unutulmasın ki demokrasi aynı zamanda hesap vermeyi de gerektirir.
“Meclis’in bütçe üzerinde denetim yapma yetkisi neredeyse tamamen ortadan kaldırıldı”
Kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin denetim ve hesap verebilirlik mekanizmalarının
etkisizleştirilmesi, halkın bütçe hakkını daha önce hiç olmadığı kadar tehdit etmektedir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte bütçe süreçleri demokratik denetimden
uzaklaştırılmış, halkın iradesi görmezden gelinmiştir. Anayasamızın 161’inci maddesi ve 5018
sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu gibi yasal düzenlemeler, bütçe süreçlerinin
şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde yürütülmesini zorunlu kılar. Ancak, Sayıştay
raporlarının sansürlenmesi ve kamu harcamalarının denetlenememesi, bu ilkelerin açıkça
ihlal edildiğini göstermektedir. Mevcut sistem, kamu harcamalarının denetimini
zorlaştırmakta, hatta bazı alanlarda bu denetimi imkânsız hale getirmektedir. Bugün,
Meclis’in halk adına bütçe üzerinde denetim yapma yetkisi neredeyse tamamen ortadan
kaldırılmıştır.
Bugün bütçe sunumlarının bağlı cetveller olmadan Meclis’e getirilmesi gibi usule aykırı
uygulamalarla karşı karşıyayız. 2025 yılı bütçe teklifinde eksik sunumlar yapılmış, ekli
cetveller ancak günler sonra milletvekillerine ulaştırılmıştır. Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile
Hazine ve Maliye Bakanlığı arasında görev ve yetki paylaşımındaki karmaşa, bütçe sürecini
daha da işlevsiz hale getirmiştir. Bu sorunlar, yalnızca mevcut bütçe sürecini değil,
Türkiye’nin uzun vadeli mali sürdürülebilirliğini de tehdit etmektedir.
“Hazine garantili projeler, geçiş garantili yollar ve köprüler halkın sırtına büyük maliyetler
yüklemektedir”
Teklifin detaylarına baktığımızda, kamu kaynaklarının nasıl israf edildiğini, şeffaflık ilkelerinin
nasıl çiğnendiğini ve belirli gruplara rant sağlama anlayışının nasıl sistematik hale getirildiğini
görüyoruz. Hazine garantili projeler, geçiş garantili yollar ve köprüler, kamu özel iş birliği
projeleri halkın sırtına büyük maliyetler yüklemektedir. Bu projelerin gerçek maliyetleri
kamuoyundan gizlenmekte, denetim mekanizmaları devre dışı bırakılmaktadır.
“Asgari ücretle geçinen vatandaş, gelirine oranla holding patronundan daha fazla vergi
ödüyor”
Vergi adaleti açısından da tablo çok karanlıktır. Türkiye’de vergi gelirlerinin büyük bir kısmı
dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Bu durum, dar gelirli vatandaşları ağır bir yük altına
sokarken, büyük sermaye gruplarına sağlanan vergi muafiyetleri ve teşvikler, gelir
adaletsizliğini derinleştirmektedir. Asgari ücretle geçinen bir vatandaş, gelirine oranla bir
holding patronundan daha fazla vergi ödemektedir. Bu adaletsiz düzen hem toplumsal
huzuru tehdit etmekte hem de ekonomik eşitsizliği artırmaktadır. Hükümetin, büyük
şirketlere sağladığı vergi muafiyetleriyle halktan topladığı vergiler arasındaki uçurum, sosyal
devlet anlayışının tamamen terk edildiğini göstermektedir.
“Türkiye Varlık Fonu paralel bütçe gibi çalışıyor”
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yarattığı kurumsal çöküş, yalnızca ekonomik alanla
da sınırlı değildir. Devletin idari yapısındaki plansız değişiklikler, kamu yönetiminde liyakat
ilkesinin tamamen ortadan kaldırılması ve denetim mekanizmalarının işlevsiz hale getirilmesi,
toplumsal huzursuzluğu ve ekonomik krizleri tetiklemektedir. Sayıştay’ın denetim yetkisinin
sınırlandırılması, düzenleyici ve denetleyici kurumların zayıflatılması, kamu kaynaklarının
kötüye kullanılmasına olanak tanımaktadır. Örneğin, Türkiye Varlık Fonu gibi yapılar, kamu
kaynaklarının denetimsiz bir şekilde kullanılmasına zemin hazırlamaktadır. Bu fon, bir paralel
bütçe gibi çalışmakta, halkın mal varlığını iktidarın siyasi ve ekonomik çıkarları doğrultusunda
yönlendirmektedir.
“Cari açık, OVP’ye göre 2027’de 22,6 milyar dolar, Kalkınma Planı’na göre ise 2028’de 2,8
milyar dolar olacak”
Cari açık tahminlerindeki uyumsuzluklar ise ayrı bir konu. OVP’de cari açığın 2027 yılında 22,6
milyar dolar olacağı söyleniyor ama Kalkınma Planı, 2028 yılında bu rakamı 2,8 milyar dolara
indireceğiz diyor. Nasıl olacak bu iş? Elimizde sihirli bir değnek mi var? Ekonomimizin mevcut
üretim yapısı ve ihracat performansı göz önüne alındığında, bu tahminlerin gerçekle alakası
olmadığı açık.
“Şimdiden bütçede 2 trilyon açık var”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı verilere göre, 2025 yılı bütçesi 14
trilyon 731 milyar lira gider ve 12 trilyon 800 milyar lira gelir öngörüsüyle hazırlanmıştır. Yani
şimdiden bütçede 2 trilyona yakın açık var. Daha yılın başında böylesine devasa bir bütçe
açığıyla karşı karşıya olduğumuzu görmek, iktidarın ekonomi politikalarındaki başarısızlığını
ve halkın refahını nasıl hiçe saydığını açıkça göstermektedir.
“Kaynaklar, halkın ihtiyaçlarına değil, yandaş şirketlere ve rant projelerine aktarılıyor”
Bu tablo, plansız ve popülist ekonomi politikalarının bir sonucudur. Halktan toplanan vergiler
ne yazık ki adil bir şekilde toplanmıyor ve israf ediliyor. Kaynaklar, halkın ihtiyaçlarına değil,
yandaş şirketlere ve rant projelerine aktarılıyor. Daha yıl başlamadan öngörülen bu açık,
hükümetin bütçe disiplininden tamamen koptuğunu ve kaynak yönetiminde iflas ettiğini
göstermektedir.
“2025 yılı bütçesi, faize hizmet eden bir bütçedir”
Bu açık, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda da siyasi bir tercihtir. İktidar, halkın
mutfağındaki yangını söndürmek yerine, yandaşlara sağlanan garantili ödemeleri artırarak
borç-faiz batağını derinleştirmektedir. Bugün, faiz ödemeleri bütçedeki en büyük
kalemlerden birine dönüşmüştür. 2025 yılı bütçesi, faize hizmet eden bir bütçedir. Halktan
toplanan her bir kuruş vergi, sağlığa, eğitime değil borcun faizine aktarılmaktadır. İktidar,
bütçe açığını kapatmak için daha fazla borçlanmaya gidecek ve bu borcun faizi yine aciz
halkımızdan çıkacaktır.
“Özel tüketimden alınan vergi, gelirin aslan payını oluşturuyor”
2024’ün ocak-kasım döneminde 1 trilyon liradan fazla ÖTV toplanmış ve aralık ayında da
bütçe hedeflerinin çok üzerine çıkacaksınız. Ama kurumlardan alınan vergi ise 800 milyar
lirada kalmış. Bir bütçe düşünün ki özel tüketimden alınan vergi, gelirin aslan payını
oluşturuyor. Bu, halkın mutfağındaki yangını büyüten bir düzendir, başka bir şey değil.
“Nereye gitsek, kiminle konuşsak sorun aynı; geçim, geçim, geçim”
Hükümetin sözde dezenflasyon politikası, toplumu daha fazla yoksullaştırmaktan öteye
gidememektedir. Bugün uygulanan politikalar, halkı değil, yalnızca belirli sermaye gruplarını
zenginleştiren bir anlayışın ürünüdür. Yapılan yanlışlıkların bedeli dar gelirli vatandaşlarımıza
ödetilmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak sürekli vatandaşlarımızla, emek örgütleriyle
ve iş insanlarıyla bir araya geliyoruz. Sürekli halkın içindeyiz; çarşıda, pazarda, mahalledeyiz.
Nereye gitsek, kiminle konuşsak sorun aynı; geçim, geçim, geçim! Ne diyoruz; ‘Geçim
olmazsa erken seçim olur.’
“Meclis’in görevi, halkın alın teriyle oluşturulan bütçenin halkın yararına kullanılmasını
sağlamak”
Kamu kaynaklarının etkin ve adil bir şekilde kullanılması, yalnızca ekonomik bir gereklilik
değil, aynı zamanda da demokratik bir zorunluluktur. Vergi sisteminin halkın lehine yeniden
düzenlenmesi, dolaylı vergilerin oranının azaltılması ve temel hizmetlere daha fazla kaynak
ayrılması için mücadelemizi sürdüreceğiz. Sayıştay’ın bağımsız denetim yetkisinin
güçlendirilmesi, kamu ihale süreçlerinin şeffaf bir şekilde yürütülmesi ve kamu kaynaklarının
hesap verebilir bir anlayışla yönetilmesi, temel hedeflerimiz arasında yer almaktadır. Bu
Meclis’in görevi, halkın alın teriyle oluşturulan bütçenin halkın yararına kullanılmasını
sağlamaktır.
“Türkiye; borçla değil, üretimle, yoksullukla değil, refahla büyüyen bir ülke olacak”
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz bu bütçeyi reddediyoruz. Çünkü bu bütçe, halkın bütçesi
değildir. Biz, halkın refahını önceleyen, eğitime, sağlığa ve sosyal yardımlara öncelik veren bir
bütçe için çalışıyoruz ve çalışmaya da devam edeceğiz. Türkiye; borçla değil, üretimle,
yoksullukla değil, refahla büyüyen bir ülke olacak.”